Yazi yazmayi, okumayi seven bir avuc cocuktuk orta okulda. Hala da severiz, gordugum kadariyla hic birimiz vazgecmedik ifadeci tavrimizdan. Zeynep de iste o arkadaslardan biri, dusunmeyi is edinmis dostlardan. Felsefe dedigimiz su girdapta korkusuzca gezinmekte. Umutsuz ve karamsar, cesur ve de gururlu... Bilmese de bilmesine ramak kalmis, tum dunyanin sorulari ayaklarinin altinda. Bense sig sularda kucuk baliklar avliyorum, bazen takiliyorlar aklima, dusunmeden yaziyorum, sonrasinda dusunuyorum...
Olumsuz olmanin kurali bu olmali diyorum Zeynep'i dinlerken:" Kendi kendinle karsilas ve vurus!"
Beyhude demeyin, dusunen bireyler diger dusunen bireylerin planli ve duzenli olarak kustuklarini hazmedebilmek,kendi bunyelerine alabilmek icin kim bilir ne acilar cekmekte? Gulup de sakin gecmeyin, ulkemizde kac kisi dusunceyi ve dusunmeyi is edinir?
Acinin zevkiyle yogrulmak sadece arabeskcilere ozgu bir olgu olarak kabul edilir oysa ulkemizde. Aci cekilmez, belki de dillendirilir sarkilarla. Hayalperest asklarin, ulasilamayan idealize edilen hayatlarin buruk tadini aliriz. Dusun-selligin acisi ise bambaskadir, bedensel ve duygusal cogu aciyi kapsar, icine alir. Bir virus gibi beyninize yayilir bu dusunceler salisenin milyonda biri gibi kucuk bir zaman diliminde.
Bu gun yine dertlesiyorduk, bana icimi sicacik yapan sonra buz kesmesini saglayan "o" cumleyi soyledi. "Heidegger gibi, kelimelerin ruhunu hatirlayarak, hatirlatarak yaziyorsun".
Sevgili Zeynep,
Ici bosalmislikla, ici bosaltilan seylerle hayatimiz geciyor surekli. Sen dusuncenin girdabinda kayboldugunu hissettiginde, bense o dusuncelerden kacmakla mesgulum. Nasil bir yaristir bu, nereye goturur bizi, cozemedim gitti.
Sen okuyor ve dusunuyorsun, bense o dusuncelerden kurtulmak icin yaziyorum. Ne kadar farkliyiz diyemeyecegim, aslinda ayni seyi yapiyoruz. Kendi yorungemde cakilip kalmis, degisime bas kaldiran, ozu kati biriyim ben. Bir sey ugruna kendimi feda etmekten cekinmezdim ama, haklisin. Seylerin icinde, kelimelerin icinde, masanin, agacin, topragin, denizin icinde neler var oyle cok bilmek isterdim ki. Hissettigim kadarini biliyor, ve de bildigim otesinde hissettigimi ise sadece dusluyorum. Benim duslerime ortak olan insanlar ise hayatimin gizil itici gucleri. Kimsesizlerin ulkesinde bir basima dahi kalsam, insanlar icin yazdigimi yadsiyamam. Kelimelerin icinden sizlere dogru uzanan bir yol haritam var, her seferinde hazine bulmuscasina donemeclerde duruyor ve etrafima goz gezdiriyorum. Dusunuyor muyum pek bilemiyorum. Kendi oteme, kendimden ileriye dogru yol alirken, kimi kez ardima bakmadan kacarken belki de senin su dusunen adamlarina sans eseri yaklastigim oluyordur. Ruhumu oksadin sozlerinle, icimi bir hos ettin...
Sen neredesin, neler yapiyorsun? Neler goruyor, neler hissediyorsun; benim asil derdim bu ya...
Suursuzca kendi ic sesimi dinlerken bana ince ve dusunceli yakistirmalarda bulunan arkadasim. Diyorum, gel de biz okurken yasayalim. Yasarken de yazalim...
Sevgim icinde biliyorsun, kelimelerin ozunde...
Isil
Yazdıkların bana o kadar çok ve bambaşka şey hissettirdi ki.. şöyle bir toparlamadan bilinç akışıyla yazmam lazım.. Alman Lisesi, piyanonun başı, Aula, Kafka, korku, edebiyat, yalnızlık, dışlanma, kabul edilme endişesi, saçmalamalar, utançlar, pişmanlıklar, yazılar, sayfalar dolusu yazılar, gün batımları, gün doğumları, yıldızlar, Küçük Prens, eternal present, aşk, Budizm, depresyon, acı,felsefe, uzaklaşma, kopuş, yeni bir dünya, örümcek ağı, sonsuz bağlantı, kolektif bilinçaltı, düşünce ve duygu damlalarından oluşan okyanuslar, günler süren gündüzdüşleri, gerçeklikten kopuş, daha çok korku, ölümü kavramak, yaşamı kavramak, yana yakıla bir ses aramak, filozoflar, örümcek ağını yapan örümcekler, her yerde bir iz, bir bağlantı, karmaşa, büyük karmaşa, Tanrı, ruh, akıl, neden? NEDEN?
YanıtlaSilSenin, benim, bu yolda gidenlerin, yolları filozofların, düşünürlerin, edebiyatçıların, sanatçıların yollarıyla neden kesişiyor acaba? Bir ve aynı cevaba yaklaştığımız için mi, yoksa kolektif bilinçaltı mı? Düşünülen ve hissedilen her şey evrene nüfuz ediyor ve aldığımız soluğa siniyor belki.. Belki de sadece genetik yapısı birbirine çok benzeyen hayvanlar olduğumuz için, benzer tepkiler veriyoruz.
YanıtlaSilFelsefe okudukça çıldırarak fark ediyorum; ne kadar çok soru var! her meselede, en basit bir cümleyi kurduğumda arka plandaki bütün o cevaplanmamış sorular üşüşüyor zihnime.. artık hiçbir şeyi eskisi gibi göremiyorum.. babamın bir öyküsü var, Satınalmacı diye, oradaki adama benzedim -sana yollayacağım o hikayeyi unutturma :)-
aslında bizim zaman ve mekan derdi olmaksızın, arka planda hayatın nereye akıp gittiğini unutup uzun saatler -bak yine zaman birimi girdi işin içine, yapışmış sanki dilime- hayır saatler değil uzun nefes alış verişler, sözcükler, duygular, gülüşler, ağlayışlar boyunca konuşmamız/yazışmamız lazım.
ben patlayacak gibiyim, sense öyle keyifli ve şiirsel patlıyorsun ki :)
Sen "bana" geldin, ben de kesip açtım-öz-
Silruhum görüntü de olsa ve diğer her şey-giremese dahi kimse-
bazı katmanlara-ruhumun kanı damladı, dimağına-
-Sadece bir kez- inandım yapabileceğime. Sen de bu inancımı pekiştirdin. Bilinç koridorunda tesadüfi kayboluşlar.
Kehanet-her zaman- DOĞRULUK!- der oysa. Güzellik, şiir ve onu takip eden patlama-aksın içimize -en son!- yaklaştıgında. Olamam, oluşamam sınır tanımayınca.
Ölürmüsçesine yazarken nasıl düşünülür? Yoksa çıldırırken mi düşünmeli? Düşününce çıldırmamak elde değil. Dilime yapışanlar-geçici tatlar- Özsuyumla karışan.
Elektrik akımına -tutulmuşçasına- yazmak nereye kadar?
Yoğunluk,her gün o lanet kalemi bırakamamak,iç-kili olmak. Babanın kitabındaki satın alamadiği ne varsa sende var, beklerim hikayelerin en KÖR-düğüm kendi-hallisi-
Kaşifler karanlıkta da korkmaz- Neyi göremediğinden belli.
ben düşünmeden, kusar gibi yazmanın edebiyatın özü olduğunu düşünüyorum.. felsefede mesela bu lüksü yok insanın, tam tersi her kelimenin hesabını yapman ve vermen gerekiyor. felsefe insanın aklını sivriltiyor ama duyguları dilsiz kalıyor bazen. o yüzden edebiyat sığınacak bir liman benim için, özgürce, hesap vermeden kusma alanı! zaten "kelimeler yanlış anlama kaynağıdır" bir de o kelimelerle, ifade edilemez olanı anlatmaya çalışıyorsun.. bir rengi, o rengin adını anmadan nasıl anlatırsın? bir sesi? bir şarkının içinde yarattığı renkleri peki? onlar gözün gördüğü renklere de benzemiyor ki.. o yüzden bence sen hiç düşünmeden, kusar gibi yaz benim de o frekansa dönmem lazım! felsefe kafesinden çıkmam, felsefeyi elimdeki onlarca çiçekten biri haline getirmem lazım!
YanıtlaSilFelsefe "kalesi" derdim senin yerinde olsam. Korunaklı ama seni kendinden korumaya yetmez bimez miyim?
SilAnlattıkça anlatasın gelir konuşurken, hikayelerle sevişirsin. Felsefe ise kelimeleri konuşturur, eylemi değil çoğu kez ve bazı bazı! Gün-delik, pasaklı, sallapati ruh durumlarından kurtarır, düzenler ve arıtır fazlalığı.
Felsefenin içine hayal katamazsan dünyanın en çorak vadisinde dahi gezemezsin.Çiçeklerin bedeninde tomurcuklanır patlar nerede olursan ol eğer kaçınmıyorsan felsefenin dayatmacı zorbalıgından.
İzin ver biraz rahatsızlığa, çekici bir işkence yöntemi seçer bizim için -akıl!Göstermelik bir zorluğun içine düştün, korkma aşağı bakmaktan. Sadece göğü göreceksin, inan!
En kuru gerçek bile,
-her şeyden sümsüklenenlerin- süslü pespaye giyimlerinden--
(daha çıplak, daha sade, dahadahadaha ol)
Bizce eğlenceli!
Zeynep'çiğim mavi bir gün dilerim, masmavi!
Şansın yaratıcı boşluğunda sallanan,
Işıl
"En çorak vadide gezemezsin" demeliydim. "Dahi" sözcüğü yanlışlıkla cümlenin içine bir yolunu bulmuş, girivermiş.
SilSıkıcı yollarda gezinirken ileriye atılmam kolaylaşıyor. Zevkli ise bile yazdıklarım, haz duyumuzu eğitmeli! Zevklerin en incesi -işkenceli durumlardan sağ çıkmayı öğrendikten sonra- yaşanıyor. Süre-siz bir günde yaşamayı istemiyorum-aynılık ve iyilik- şirince yakama yapışırdı.